Bilimsel Yayınlar

Fulvik asit ve sindirim sistemi

Fulvik asit, sindirim sistemiyle beraber çalışıp, vücudun besinleri kolayca emmesine yardımcı oluyor. Bu yüzden fulvik asit içeren besinleri tüketmek çok sağlıklı ve yararlı olacaktır. Fakat, günümüzde yenilen yemeklerin bir çoğu sterilize edildiği için, fulvik asit bulunmamaktadır. Fulvik asit aynı zamanda antioksidan bakımından çok zengin. Ayrıca daha kesin olarak kanıtlanmamış olsa da fulvik asidin, ince bağırsakta oluşan bakterilerin büyümesini engellediği düşünülüyor. Bunun nedeni ise, fulvik asidin natürel bir probiyotik olması. Fulvik asit gibi natürel probiyotikler, bağırsaklarda kalarak, bakterilerin büyümesini engelleyebiliyorlar.

Fulvik Humik Maddeler  ve Hücresel Etkiler

Fulvik asit, suyun hücrelerimize daha hızlı girmesine yardımcı olarak vücuttaki mineralleri dengeliyor. Fulvik asit, tüm canlılarda yaşanan biyokimyasal tepkileri destekleyerek hücre tepkimesini dengeli hale getiriyor.

Fulvik ve Hümik Maddelerin Beyin ve Enerji Üstündeki Etkileri

Araştırmalar hala devam etse de Fulvik Humik maddelerinbeyin ve enerji üstünde önemli bir etkiye sahip olduğu düşünülüyor. Fulvik asit besinlerin dokulara ulaşmasında büyük bir yol oynuyor. Aynı zamanda, yorgunluğa, bitkinliğe, strese ve uyuşukluğa iyi geldiği biliniyor. Ayrıca fulvik asit, yaşlılıkla gelen, Alzheimer, anemi, bronşit ve sarılık gibi hastalıkların oluşumuna karşı vücuda koruyabiliyor.

Fulvik Humik Maddelerin Anti-viral (virüs yok edici) Özelliği

Virüslerin insan hücresini enfekte edebilmesi için yüzeyinde bulunan başak glikoproteinin (spike proteininin) öncelikle kapalı halden açık hale geçmesi gerekmektedir. Başak proteini açık haldeyken insan hücresi yüzeyindeki ACE2 (anjiyotensin dönüştürücü enzim) alıcısına bağlanabilecek aktif bir yapıdadır. Açık haldeki başak proteini, ACE2 alıcısına bağlanıp sonrasında büyük yapısal değişiklikler geçirmekte, böylelikle virüs ve insan hücre zarlarını birleştirmektedir. Bir başka mekanizma da kesecik oluşturma yoluyla virüsün tamamının hücre içine alınmasıdır. Zarların birleşmesi sonucunda virüsün genetik materyali insan hücresine girmekte ve insan hücresi enfekte olmaktadır. Başak proteini, insan hücresini enfekte etmekteki bu kritik görevinden dolayı üzerinde çalışılan tüm ilaçların hedefi haline gelmiştir.

Virüs başak proteininin, yüzeyini kaplayan glikan molekülleri tarafından korunması, başka bir deyişle glikanların antikor ve ilaçlara karşı kalkan oluşturması sebebiyle başak proteinlerinin inhibe edilmesi zorlu bir süreçtir. Virüs varyantlarının başak proteininde görülen mutasyonlar ve glikanlar sebebiyle zaten zorlu bir süreç olan antikor bağlanması ve ayrıca başak proteinin ACE2’ye tutunmasının engellenmesi daha da zor bir hale gelmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak da mevcut tümaşılarda etkinlik düşüşleri görülmektedir. Bu çerçevede, Virüs salgınları ile mücadelenin önde gelen başlıklardan biri virüs varyantlarına karşı etkin aşı ve ilaçların geliştirilmesidir.

Fulvik Humik Maddelerde bu çalışmaların başında gelen gerek virüsün hücreye yapışmasını engelleyen ve gerekse güçlü bir anti-viral (virüs yok edici) özelliği olan bir maddedir. Bir anti-viral olarak potansiyeli negatif yüklü polianyonik supramoleküller olmasından ileri gelmektedir. FulvikHumik asitler, virüsün pozitif yüklü glikoproteinlerini bağlamak için negatif yüklerini kullanırlar; bu da, nihai olarak, rekabetçi bir inhibisyon mekanizması aracılığıyla hassas hücre zarı reseptörleri ile viral füzyonu (virüsün hücreye yapışmasını) engeller.

Moleküler ve Hücresel Biyoloji

miRNA-181a’nın Hepatik Hücrelerde SOD-1 ve NRF2’yi Artırarak Güçlü Antioksidan Görevi Görmesi

Amaç:
Oksidatif stres, hepatositlerde apoptozun ve hasarın indüklenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Yaralanmalara karşı hücreler kendilerini yenilemek ve hasarlı hücrelerin yerini almak için çoğalırlar. Karaciğer hasarı sırasında, protein ekspresyonlarında sıkı bir şekilde düzenlenen değişiklikler meydana gelir. Bu mekanizmalardan biri miRNA’lar tarafından yönlendirilebilir. Bu çalışmada, miRNA-181a’nın NRF2’yi indükleyerek hepatik hücrelerde üretilen reaktif oksijen türlerini (ROS) azaltabileceği ve bu yolla güçlü bir antioksidan etki gösterebileceği hipotezi üzerine çalışılmıştır.

Gereç ve Yöntem:
Deneylerde Chang karaciğer hücre hattı kullanılmıştır. miRNA-181a, üreticinin talimatlarına uygun olarak siPORT NeoFX transfeksiyon reaktifi kullanılarak aşırı eksprese edilmiştir. Transfeksiyon işlemini takiben 72 saat sonunda hücreler protein veya RNA izolasyonu için toplanmıştır. Toplanan RNA, cDNA sentezi için kullanılmış ve süperoksit dismutaz-1 (SOD-1), SOD-2 ve glutatyon peroksidaz-1 (GPx-1) genlerinin gerçek zamanlı RT-PCR analizi gerçekleştirilmiştir. Western blot analizleri ise Erk1/2, NRF2 ve β-aktin protein seviyelerini ölçmek için kullanılmıştır.

Bulgular:
miRNA-181a’nın aşırı eksprese edilmesi, SOD-1 seviyelerinde belirgin bir artışa neden olmuştur (kontrole kıyasla 5 kat artış). Ancak, SOD-2 ve GPx-1 gen ekspresyonlarında anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir. Western blot analizleri, aşırı eksprese edilen miRNA-181a’nın NRF2 protein seviyelerini 2 kat artırdığını ve Erk1/2 protein seviyelerinde de artışa neden olduğunu ortaya koymuştur.

Sonuç:
Bu çalışmanın verileri, kanserli olmayan hepatik hücrelerde miRNA-181a’nın aşırı eksprese edilmesinin, SOD-1 ve NRF2 seviyelerini artırarak karaciğer hasarında reaktif oksijen türlerini azaltmada önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.

Sorumlu Yazar:
Dr. Senthil Venugopal
E-posta: drsenthil@sau.ac.in

DOI:
https://dks.doi.org/10.1016/jceh.2015.07.003


Fulvik Asidin Hepatik Kanser Hücreleri Üzerindeki Antiproliferatif ve Antikanser Özellikleri

Amaç:
Fulvik asit (FA), doğada bulunan güçlü bir antioksidan olarak kabul edilir ve çeşitli sağlık sorunlarında kullanımıyla bilinir. Fulvik asit, hümik maddelerin bir üyesi olup, mineral ziftin ana aktif bileşenidir. Ancak, antikanser ve antiproliferatif özellikleri bilimsel olarak ayrıntılı şekilde incelenmemiştir. Bu çalışma, fulvik asidin karaciğer kanseri hücrelerindeki antineoplastik etkilerini ve büyüme inhibitör özelliklerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Gereç ve Yöntem:
Huh-7 hücreleri, farklı konsantrasyonlarda (10-1000 mg/ml) fulvik asit ile 24 saat inkübe edilmiştir. Fulvik asidin antikanser etkilerini incelemek için MTT testi, TUNEL testi, DNA fragmantasyon analizi ve koloni oluşum testi uygulanmıştır. Nitrik oksit üretimi Griess reaktifiyle ölçülmüş, koloni oluşumu analizi ise kristal viyole boyama yöntemiyle gerçekleştirilmiştir.

Bulgular:

  • MTT testi sonuçları, artan fulvik asit konsantrasyonlarında hücre büyümesinin inhibe edildiğini göstermiştir. %73.23’lük en yüksek büyüme inhibisyonu 1000 mg/ml FA konsantrasyonunda gözlenmiştir.
  • Fulvik asit konsantrasyonlarının artmasıyla hücrelerde apoptoz oranlarında ve DNA hasarında belirgin bir artış tespit edilmiştir.
  • Nitrik oksit üretimi, FA konsantrasyonlarına bağlı olarak sırasıyla %24.04, %26.17 ve %45.59 oranında artmıştır (100, 500 ve 1000 mg/ml konsantrasyonlarında).
  • Koloni oluşumu testinde, FA’nın antiproliferatif etkisini doğrulayan önemli bir azalma gözlenmiştir.

Sonuç:
Bu çalışma, fulvik asidin hepatik kanser hücrelerinde apoptozu artırarak, reaktif oksijen türleri ve nitrik oksit üretimini desteklemek suretiyle antikanser özelliklere sahip olduğunu göstermektedir. Elde edilen veriler, fulvik asidin karaciğer kanseri ve ilgili bozuklukların tedavisinde potansiyel bir ajan olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir.

Sorumlu Yazar:
Dr. Senthil Venugopal
E-posta: drsenthil@sau.ac.in

DOI:
https://dks.doi.org/10.1016/jceh.2015.07.005

Tüm Bilimsel Yayınlar;

Küçük mutluluklardan büyük umutlar çıkaran, işini büyük bir aşkla yapan bir avuç insanın gösterdiği cesaret özveri ve yenilikçilik anlayışı ile başladı hikayemiz.

İletişim